ebruakin

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

>

Pek çok arkadaşımın deneyip beğendiğini bildiğim bu tarif İş Bankası Yayınları’nın Dünyanın En Güzel Kurabiyeleri kitabından imiş…

Malzemeler:
50 gr un
25 gr tereyağı
90 gr rondodan geçirilip inceltilmiş esmer toz şeker
1 çay kaşığı kabartma tozu
25 gr kakao
1 adet yumurta
1 tatlı kaşığı portakal suyu
Yarım çay kaşığı acı badem aroması

Etrafına bulamak için 50 gr pudra şekeri

Yapılışı:
-Tüm kuru malzemeyi yoğurma kabınıza eleyip, tereyağını ekleyin. Parmak uçlarınızla karıştırarak ovuşturun.
-Ayrı bir kasede yumurtayı hafifçe çatalla çırpıp, hamura ekleyin.
-Daha sonra acı badem aroması ve portakal suyunu da ekleyin. Yoğurun. (Unu az geldiyse hamuru toparlayacak kadar un ekleyebilirsiniz ama fazla eklemeyin. Buzdolabında bekledikten sonra bile ele yapışan bir kıvamı oluyor.)
-Hamuru streç film ile sarıp yarım saat buzdolabında dinlendirin.
-Pudra şekerini düz bir tabağa eleyin.
-Dinlenmiş hamurunuzdan cevizden biraz büyük parçalar alıp, elinizde yuvarlayıp, heryerini pudra şekerine bulayın. Yağlı kağıt serili tepsiye aralıklı dizin. (Bayağı yayılıyorlar aralıklara çok dikkat edin.)
-Önceden 180 dereceye ısıttığınız fırında 10 dakika kadar pişirin. Piştiklerinde yumuşak oluyorlar merak etmeyin. Soğudukça dışı kıtırlaşıp, içi kek kıvamında bir kurabiye haline geliyorlar.

Afiyet Olsun.

Tarifi bloglarında görüp denediğim Pelin ve Gökçe arkadaşlarıma çok çok teşekkürler… 🙂

>

Bir süredir blog yazılarıma ara vermiştim. Sevgili Burcumun ve takipçilerimin ısrarıyla yeniden yazmaya başlıyorum.

İlk yazımda bana mail ile ulaşan Didem Hanım’ın haberini paylaşmak istedim.

İstanbul Beyoğlu’nda açılan glutensiz cafe pek çok Çölyak Hastasının ve Gluten Diyeti yapanların oldukça işine yarayacak gibi görünüyor. Adı Cafe Peanut.

Sitelerine göz atmak isterseniz adresi; http://www.cafepeanut.com


Yeni tariflerle görüşmek üzere…

>Yeryüzünü aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. bu sene (2010) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, yani toprağın bereketinin yüksek olacağı bir yıl. .

Bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.
Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir. Aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet…
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimiden teşekkürler.

DGD
Doğa Gönüllüleri Derneği

>
Bu kurabiyeleri sevgili Gülin’in konukları için hazırladım.

Herbirinin adına özel, değişik desenli örgü kurabiyelerin fikri Gülin’e, tasarımı bana ait. :)))


>

Malzemeler:
Muhallebisi için;
1 lt süt
1 su bardağı un
3 dolu dolu yemek kaşığı tereyağı
1,5 su bardağı toz şeker
1 paket vanilya
Piştikten sonra eklemek üzere; yarım su bardağı su

Ayrıca;
1 paket (200 gr) petit beurre bisküvi
Üzeri için;
Toz fıstık, hindistan cevizi, fındık vs.

Yapılışı:
-Sütü bir tencerede kaynatın.
-Diğer bir tencereye tereyağını koyup eritin. (Yakmamaya dikkat edin.)
-Unu ekleyip, hafif kavrulmuş un kokusu duyulana kadar 1-2 dakika kavurun.
-Sonra yavaş yavaş sıcak sütü ve şekeri ekleyin. Sürekli karıştırarak pişirin. Kaynamaya başladıktan sonra vanilyasını ekleyip, 1-2 dakika daha ocakta tutup kıvam almasını sağlayın ve ocaktan alın.
-Daha sonra mikser ile sürekli çırparak suyu ekleyin. 10 dakika çırpın.
-Kare kalıbınıza çok az muhallebiden gezdirin. Bir sıra bisküvi dizin ve kaşıkla muhallebinin yarısını üzerlerine yayın. Aynı işlemi bir kat için daha tekrarlayın. Oda sıcaklığına geldiğinde buzdolabına kaldırın. Soğutun ve dilediğiniz gibi süsleyerek servis edin.

Afiyet olsun.

>Facebook’taki grubu sayesinde tanıdığım Banu Kalaycı’nın çok ilginç yazıları var. Aşağıda iki yazısı var. Diğerlerini de mutlaka okuyun…

http://banukalayci.wordpress.com/2010/01/28/aldatma/

Eşlerini aldatan insanlara karşı ciddi bir önyargı ve başkaldırı olduğunu biliyorum.

Aldatma eyleminde beraber olduğu kadına-erkeğe de şekli ne olursa olsun toplum içerisinde hoş bakılmamasını anlayabiliyorum.

Ama ben burada başka bir şeyden bahsetmek istiyorum;

Söyleyeceğim şeyin hayatın hiçbir alanında olmadığı gibi yüzde yüz gerçeklik içerdiğini iddia etmiyorum, kesinlikle ve kesinlikle karşı savları ve farklı oluşumları vardır, örnekleri mevcuttur. Ben sadece bir genellemeden bahsetmek istiyorum.

Dün değişimden bahsetmişken konu tabi ki dönüp dolaşıp ilişkilere ve hatta evliliğe geliyor. Ve ben diyorum ki; evlilik içinde evlilik dışı yaşanan tüm ilişkiler evliliği bitirmek değil evliliği korumak amaçlı aslında yaşanmaktadır.

Hoppalaaaaa….Banu’cum …Ne diyorsun?

Lütfen yanlış anlamayın, bu durumu onaylıyor değilim. ‘Evliliğinizi kurtarmak için gidin kendinize bir sevgilin bulun’ asla demiyorum.

Benim tek dediğim şey şu; bazen ilişkilerde iş çeşitli sebeplerle çığırından çıkar, kişiler bununla ne yapacaklarını bilemezler, ellerindekileri bırakıp gitmek istemezler, ilişkiyi düzeltmek için ise ne yeterli cesaretleri, ne yeterli güçleri, ne de yeterli çabaları vardır. Düğümlenmiş bir ilişkiyi açmak uğraş ister çünkü emek ister, yürek ister, açıklık ister, ne olursa olsun yıpranmamış sevgi ister. Adanmışlık gerektirir, yüzde yüzünde orada var olabilmen demektir.

Ama bunu yapmaya gücün yoksa o ilişkinin içinde nefes alamaz hale gelirsin.

İlişkinin bitmesini istemiyorsundur, bir dünya sebebin vardır; alışmışsındır, çocukların vardır, mal varlıklarınız ortaktır, aileler üzülür, o sensiz bir hiçtir, vs. Ama aslında kendine bile bazen söylemediğin bir şey vardır; seviyorsundur onun yanında olmayı, o eksik sandığın bir yanını dolduruyordur.

Bu sefer güç alman gereken yeni bir çeşme gerekir.

İlişkiye üçüncü bir kişi çekilir, ondan alınan taze nefesle diğer ilişkiye güç ve destek takviyesi yapılır.

İlişkideki üçüncü kişinin varlığı sanıldığı gibi bitmiş olduğu iddia edilen ilişkiyi tamamen öldürmek değildir, aslında öldüğü iddia edilen ilişkiyi canlandırmak için son çırpınışlardır sadece…

Ben şimdiye kadar bu üçlü ilişkiden mutlu çıkan bir ikili görmedim desem evet yalan olur ama sadece bir çift gördüm. Genelde ikili çürüme, üçlü tükenişle son bulur…

Her ne varsa elinizde ve ne yapıyorsanız onunla lütfen yüzde yüzünüzle sadece orada olun; karşınızdaki insanın ne yaptığına, ne yapacağına takılmadan sadece kendinize odaklanıp o ilişki ve o ilişkideki kendiniz için yüzde yüzünüzle ne yapacağınıza bakın. Kimseyle bölünmeden, başka insanlara yönelmeden. Ya tamamen değişecektir ilişkiniz, muhteşem bir hale dönüşecektir yüzde yüzle var olmanın mucizesiyle ya da kurtulma şansı olmadığını, artık o ilişkinin yaşamadığını, içinde sizi de öldürdüğünü fark edeceksinizdir. Elinizden gelenin en iyisini yapmışsınız artık. Ne olur durmayın, işte o zaman değişimden korkmayın ve yeni hayatınıza doğru yol alın.

‘Konuşurken çok kolay Banu Hanım’ dediğinizi duyuyorum bazılarınızın…

Ama inanın sadece konuşan bir çeneden ibaret değil o Banu Hanım.-)))Neler yaşadığına gelince, çok da önemli değil ama deneyimlemediğim hiçbir şeyi laf olsun diye konuşmayalı çok oldu diyeyim sadece…

Yaşamın her bir nefesine saygıyla…

Seviyorum her birinizi…

Banu

http://banukalayci.wordpress.com/2010/01/28/degisim-2/

Değişim

Değişime direnmek yaşama direnmek gibi…

Hayatın bir yerinde duruyoruz sanki sözler veriyoruz kendimize, kalmak istiyoruz olduğumuz yerde, bir adım dahi kıpırdamamak. Hep aynı insanı sevmek istiyoruz, hep aynı insana sarılmak, hep onunla sevişmek. Her gün aynı işe gitmek için uyanmak istiyoruz, bildiğimiz aynı şeyleri sabahtan akşama yapmak, sevmesek, hoşlanmasak bile aynı insanlarla ömrümüzü yaşamak orada. Hep aynı arkadaşlarımız olsun etrafımızda istiyoruz; ‘ Çocukluk arkadaşları, eski arkadaşlar…

Başka bir insan sevilemez, başka dostlar edinilemez, başka iş sahibi olunamaz… Nereye tutunduysan orada kal, sakın kıpırdama, sakın değişme, sakın farklılaşma… Hep böyle kal.-)

Değişirsek acı verecek çünkü 20 yaşındaki halimizin verdiği kararla yapılan evliliğin bize sunduğu insanla yaşamaya devam etmek. Değişirsek zor olacak çünkü 16 yaşında verdiğimiz kararla içine düştüğümüz meslek seçiminin bizi asla mutlu etmediğini görmek. Yeni arkadaşları hayata almaktansa yeni seçimlerde, eskinin güvenlik alanında kalmamak niye?

Arkadaşlar…

Silkelenin.

Bugün çıkarıp bir resim albümlerinizi inceleyin. Hayatın nasıl ve sürekli bir değişim içinde olduğunu unutmak istediğinizi anlıyorum ama artık değişime direnmeyin.

Ben size her gün başka bir insanla sabaha uyanın, mesleğinize dört elle sarılmayın, eski arkadaşlarınızı çöpe atın demiyorum.

Ben sadece artık sizi heyecanlandırmayan, geliştirmeyen, kendinizi iyi hissettirmeyen, yenilik içermeyen, sizi şaşırtmayan, büyütmeyen, zaman zaman kalbinizin hızlı atmasını sağlamayan her şeyi tekrar gözden geçirin diyorum. Korkularınız, değişime olan direnciniz sebebiyle orada tutmaya devam ettikleriniz varsa çıkarın hayatınızdan diyorum. Yenilere yer açın diyorum.

Yaşamak nefes almak değil sadece. Yaşadığınızı hissedin diyorum.

Bir deneyin, ufak şeylerle başlayın belki; neşesini heyecanını hissedin. Zor gibi gözüktüğünü biliyorum ama emin olun çürümüş ve kokuşmuş bir şeyin içinde kalmayı sürdürmek ve değişime direnmek, değişimin kendisinden çok daha zor.

Sevgiler…

Banu