ebruakin

Archive for Haziran 2007

>
Küçüklüğümden beri ezilmiş baklagillerden yapılan mezeleri pek sevmem. Fava ve humus gibi…

Geçtiğimiz ay, bir arkadaşımızın nişanı için Bağdat Caddesi’nde bir Cafe’ye gittik. Oradaki mezelerden birinin şekil ve şemalinden ne olduğunu anlamadım. Üzerinde çam fıstıkları vardı ve görüntüsü irmik helvasına benziyordu. :))

Ancak tadına bakınca humus olduğunu anlayabildim. Sıcak servis edilmişti ve çok güzeldi. (Veya benim karnım çok açtı. :))))

Geçenlerde aklıma geldi. Denemek istedim ama gördüğüm tariflerde sıcak servis edilenine ve içinde fıstık olanına rastlayamadım. Ben de o tarifleri karıştırıp, kendimce bir humus yaptım. Hem sıcak, hem soğuk yenilebiliyor. Değişik tat arayanlara tavsiye ederim.

Malzemeler:
1 su bardağı nohut
Yarım çay bardağı tahin
1 çay bardağı zeytinyağı
Yarım çay kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı tatlı kırmızı toz biber (acı seviyorsanız kırmızı pul biber de kullanabilirsiniz)
4 diş sarımsak (havanda dövülmüş)
3 dolu dolu yemek kaşığı çam fıstığı
Tuz
(Nohutu beklettiğiniz suya koymak üzere 2 çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı kimyon)
(Soğuk servis edecekseniz ayrıca 1 limonun suyu)

Yapılışı:
-Bir gece önceden nohutları bir kaba koyup, üzerini 4 parmak geçecek kadar su doldurun.
-Sabah nohutların suyunu değiştirip, yeni suya 2 çay kaşığı kekik, yarım çay kaşığı kimyon koyup, 1 saat daha bekletin. Daha sonra yıkayıp, süzün. (Bu işlem nohutların gazını almak için gerekli.)
-Nohutları tencereye alın. Üzerini yine 4-5 parmak geçecek kadar su koyun. Kaynayınca 1 çay kaşığı tuz ekleyin. Nohutları iyice yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlama sırasında suyun üzerine çıkan köpükleri alın. (Benim nohutlarımın haşlanması 50 dakika sürdü. Ama bu süre nohutun cinsine göre değişebilir.)
-Sonra nohutları süzün, ama haşlama suyunu dökmeyin.
-Nohutları, tahini, dövülmüş sarımsakları, 1 çay kaşığı tuzu, yarım çay kaşığı kimyonu, zeytin yağının yarım çay bardağı kadar kısmını, 1 çay bardağı kadar da nohutları haşladığımız suyu robotunuza koyun. İyice ezilene, hamur gibi olana kadar ezin.
-Ayrı bir tavaya kalan yarım çay bardağı zeytinyağını koyun, ısıtın.
-Çam fıstıklarını yağa ekleyip, hafif kahverengileşene kadar 1-2 dakika kavurun.
-Sonra tatlı veya acı kırmızı biberinizi ekleyip, 1 dakika da, biberi kavurun.
-Robottaki karışımı tavanıza dökün. İyice karıştırın ve 2 dakika kadar da hepsini birden pişirin. (Kıvamını daha sulu istiyorsanız, nohutların haşlama suyu ile ayarlayabilirsiniz. Ama bence bu kıvam ideal. :)))
-Servis tabağınıza alın. Bu şekilde, sıcak, 1 limonun suyunu ekleyerek de soğuk servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

Reklamlar

>
Yalancı tavuk göğsü tariflerinin hepsi birbirine benzer. Çünkü hazırlamanız gereken basit bir muhallebidir. Ona tavuk göğsu kıvamını veren, uzun süre çırpılmasıdır.

Ben de, basit tarife damla sakızı ekleyerek, bu sıcak günlerde, ferahlatacak bir tatlı hazırladım. 🙂

Sütlü tatlıları ve damla sakızı tadını seviyorsanız, mutlaka deneyin.

Aynı tarifi damla sakızı koymadan da yapabilirsiniz.

Malzemeler:
1 lt süt
1 su bardağı un
1 yemek kaşığı mısır veya buğday nişastası
1 su bardağı toz şeker
1 paket vanilya
100 gr tereyağı
2 nohut büyüklüğünde damla sakızı (isteğe bağlı)

Yapılışı:
-Un, nişasta ve tereyağını bir tencereye koyun. 2-3 dakika, un kokusu duyulana kadar kavurun.
-Sütü azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin.
-Toz şekeri de ekleyip, yine karıştırarak pişirmeye devam edin.
-Kaynamaya başladığında vanilyayı ve havanda dövdüğünüz damla sakızını ekleyin. 2-3 dakika kadar pişirmeye devam edin. (Biraz pütürlü bir muhallebiniz olduysa, dert etmeyin. Çünkü çırpma işlemi sırasında pütürler kaybolacaktır.)
-Ocaktan aldıktan sonra, varsa robotla, muhallebiniz ılınana kadar, yüksek hızda çırpın. Robotunuz yoksa mikserle 10 dakika kadar çırpın. (Ben robotla 20 dakika çırptım. Ne kadar çırparsanız o kadar güzel kıvam elde edersiniz.)
-Daha sonra muhallebinizi ıslattığınız borcam gibi bir kalıba dökün. Soğutup, üzerini tarçın veya hindistan cevizi ile süsleyerek servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

>
Daha önce de bahsettiğim gibi boğazına düşkün bir aileyiz.

Aklımıza estiği için, İstanbul’dan kalkıp, Tekirdağ’a köfte, Bursa’ya iskender, Adapazarı’na ıslama köfte, Amasra’ya balık yemeye gittiğimiz çok olmuştur.

Ben etli tatları çok sevmesem de sırf gezmeyi sevdiğimden, bu yörelerine has yemekleri evde yapmayı hiç denememiştim.

Geçenlerde, CNN Türk’teydi sanırım, Tekirdağ’ın meşhur köftecisi Özcanlar’ın, tekirdağ köftesini nasıl yaptığı anlatılıyordu. İzlerken tarifi not almadım, çünkü asıl sırrının et, ekmek, soğan ve sarımsağın, kıyma makinesinde birlikte çekilmesi olduğunu söylüyorlardı. Benim de kıyma makinem yok. Ama uzun süre yoğurursam belki aynı tadı yakalayabilirim umuduyla dün denedim. Gerçekten de çok başarılı oldu bence. 🙂

Siz gidebiliyorsanız yine Tekirdağ’da yiyin. Çünkü her yörenin özel etli yemeği, kendi hayvanlarının etinden yapılmış olunca daha güzel. Ama gidemiyorsanız da bu tarifi deneyin.

Malzemeler:
400 gr köftelik kıyma
1 su bardağı rendelenmiş bayat ekmek içi
1 soğan
3 diş sarımsak
1 çay kaşığı kimyon
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı karabiber
1 silme tatlı kaşığı karbonat

Yapılışı:
-Eğer kıyma makineniz varsa, kıyma (veya aynı miktarda parça et), ekmek içi, soğan ve sarımsağı 2-3 kez makinenizde çekin.
Kıyma makineniz yoksa, soğanı ve sarımsağı rendenin en ince tarafıyla rendeleyin. Kıyma, rendelenmiş ekmek içi, soğan ve sarımsağı 5 dakika yoğurun.
-Kıyma makinesiyle yapıyorsanız, daha sonra baharatları ekleyip, yoğurup, tekrar makineden geçirin.
Elde yapıyorsanız, yine baharatları ekleyip, üşenmeden 10 dakika daha bütün kuvvetinizle yoğurun.
-Kapalı bir kaba koyup, 4-5 saat buzdolabında bekletin. (Beklemeden de kullanabilirsiniz, ama beklerse daha güzel oluyor.)
-Sonra köfte hamurunuzdan parçalar koparıp, küçük parmağınız boyutlarında, şekli verin
-Televizyonda gördüğüm ustalar, köfteleri, ızgaranın sızan yağına batırıp öyle ızgaranın üzerine koyuyorlardı. Siz de tabanı düz olmayan bir teflon tavaya az sıvı yağ dökün. Yağ ya ortasına, ya kenarlarına toplanacaktır. Sonra tavayı ısıtın. Köftelerinizi tavanın içindeki yağa bulayıp, tavanın yağsız kısmında pişirin.
Karışık anlatmadığımı umuyorum. Bu kendi kendime uydurduğum bir yöntem. Sevgili Tekirdağlı arkadaşım Soframdakiler, tabağa sıvı yağ koyup, ona bulayıp, ısınmış tavada pişirin diye tarif etmişti. Siz de öyle yapabilirsiniz pek tabii. Ama belki yağ çeker diye ben öyle yapmadım. :)))
-Daha sonra da pilav, biberli acı sos ve kornişonla birlikte servis edin. Tabii dilerseniz patates kızartması da yanına çok yakışacaktır. 🙂

Afiyet Olsun.

>Assos’a giderken…
Cuma akşamı saat 18.30’da yola çıktık. Bahçeşehir civarındaki yol yapım çalışması yüzünden, yarım saatlik mesafeyi, bir buçuk saatte alabildik.

Boğazına düşkün Akın Ailesi, Marmara Ereğlisi’nde, eşimin daha önceden gidip çok beğendiği, Yelken Restaurant’ta yemek molası verdik. Yanımızda, bizimki gibi 3 yaşında çocukları olan arkadaşlarımız Özlem ve Cüneyt de vardı.

Trafikte kaybettiğimiz zaman sayesinde, arabada uyumuş, zor uyandırılmış çocuklarımızın mırıltısı eşliğinde, lokantaya girdik. Nefis manzaraya karşı, bol yeşil salata, mezeler, barbunya balığı ve Tekirdağ’ın meşhur peynir helvası tatlısından yedik. (Yolculuk hikayemizi yazacağımı düşünmediğimden, yol fotoğrafları yok maalesef. Bir dahaki sefere buna dikkat edeceğim. 🙂 )

Ve tekrar yola koyulduk.

Tekirdağ’dan geçerken hava iyice kararmıştı. Meğer “Kiraz Festivali” varmış. Merkezinde, yol kenarı boyunca standlar kurulmuş, havai fişek gösterileri yapılıyordu. Çok kalabalıktı. Festival olduğunu, daha önceden bilseydik, yemek molamızda Tekirdağ’da köfte yiyip, festival alanını gezebilirdik.
Ne diyelim, sağlık olsun. 🙂

Çanakkale Boğazı’nı geçmek için iki alternatifiniz var. Birincisi Eceabat’tan feribota binmek, ikincisi Kilitbahir’den, daha küçük ama yine araba taşıyabilen motorlara binmek. Biz daha kısa sürdüğü için Kilitbahir’i tercih ediyoruz hep. Çünkü burada karşı kıyıya olan mesafe daha kısa.
Ama cuma gecesi bizim geçmeye çalıştığımız saatte, sadece iki araç olduğundan, en az 20 araç daha bekleyeceklerini söylediler. Biz de ne kadar bekleneceğini bilmediğimizden, kalkışına 6 dakika kalmış olan Eceabat feribotuna, uçarak yetişmeye çalıştık. Neyse ki yetişebildik. 🙂

Çanakkale’ye geçtiğimizde saat 2 olmuştu. Bütün gün çalışıp, akşam yola çıkmış şoförlerimizin göz kapakları kapanmaya başlamıştı. Ama önümüzde hala 1 saatlik yol vardı…

Peyniri ile meşhur Ezine’yi geçip, Ayvacık sapağına geldik. Burada ana yoldan ayrılıp, dar ve virajlı yollarda, 19 km daha devam etmeniz gerekiyor.

Yolun sonunda Assos’a (Behramkale) ulaştık. Bizim kalacağımız yer olan Kadırga Koyu’na gitmek için, kalenin içine girmeden, ilk kavşaktan sola dönüp, 2 km daha ilerliyorsunuz.

Saat 3’te, yol yorgunluğuyla otelimize varmıştık artık. Geç geleceğimizi bildirdiğimden, bizi bekleyen otel görevlileri tarafından karşılandık, uyuyan çocuklarımız kucağımızda, odalarımızın yolunu tuttuk. 🙂

Albena Hotel’deyiz artık…
Albena Hotel’i daha önceki Assos gezilerimizden biliyorduk. Bir seferinde odalarını da gezmiştik.
Buralarda yeni yapılaşmaya izin verilmediğinden, tüm oteller eski. Odalarında da çok fazla lüks bulamıyorsunuz.
Biz çocuğumuz olmadan önce hep, yine Kadırga Koyu’ndaki, Yıldızsaray Hotel’i tercih ediyorduk. Çok sık gittiğimizden işletme müdürüyle ahbap bile olmuştuk.

Ama Güneş doğduktan sonra, aynı koydaki, havuzlu diğer tesisleri denemeye başladık. Belirtmeliyim hiçbirinden Yıldızsaray’daki kadar memnun kalmadık. Neyse ki şu anda oraya da havuz yapılıyor ve biz diğer otelleri deneme eziyetinden kurtuluyoruz. :))))

Sabah güzel bir güne uyandıktan sonra, kahvaltıya gittik. Kahvaltıları, köy ekmeği dışında çok vasattı. Albena’da konaklama yarım pansiyon. Yani oda ücretlerine, kahvaltı ve içecekler hariç, akşam yemeği dahil. Fiyatlar da haziran ayı için, gecelik, çift kişilik odada kişi başı 70.-ytl, temmuzda 80.-ytl, ağustosta 90.-ytl.

Akşam yemeğinde de çorba, zeytinyağlılar, makarna ve et-tavuk ızgara vardı. Yani balık yok! 😦
Biz de ekstra ücretini ödeyerek, menümüze balık dahil ettik. Bir de benim çok sevdiğim kabak çiçeği dolmasını. Ama çok yadırgadığımı ve oldukça yüklü bir fark ödediğimizi söylemeliyim. Yıldızsaray’da, akşam yemeğinde mutlaka, fiyata dahil, balık oluyordu.
(Kadırga Koyu’ndaki Yıldızsaray Hotel’de, yine yarım pansiyon haziran fiyatları 50.-ytl, temmuz ve ağustos fiyatları 70.-ytl. Havuzları ay başında açılıyormuş. Ama aynı isimle limanda da bir otel var aklınızda olsun.)

Havuzlarında arıtılmış deniz suyu var. Yani tuzlu.

Bu fotoğrafta da odaların olduğu kısmı görüyorsunuz.

Otelin parkı ve hamakları çok güzeldi. Güneş ve Gökdeniz her fırsat bulduklarında buraya kaçıyorlardı. 🙂

Biz de çocuklardan fırsat bulduğumuzda hamak sefası yaptık. Ama puflar da en az hamaklar kadar rahattı.

Otelde çok az kişi vardı. Tam sezonu olmadığından herhalde. Fotoğraflarda in cin top atması bu yüzden. 🙂

Bizim oğlan gün boyu çıkmadı havuzdan. Oyuncaklarıyla oynayıp, diğer çocuklara sataştı. 🙂

Kadırga Koyu’ndaki oteller denize sıfır değiller. Hepsinin önünden yol geçiyor. Tüm sahilde halk plajları var. Her otelin önünde kendi koydukları şezlonglar var ama bunlardan herkes ücretsiz faydalanabiliyor. Deniz yılın çoğu ayı soğuk. Sahil küçük çakıllı. Yürümek biraz zor yani. Deniz de hemen derinleşiyor.

Neden çocuklu olduktan sonra, havuzlu otel aradığımızı anlamışsınızdır. 🙂

Güneş öğle uykusundayken, puflardan birini bu gördüğünüz zeytin ağacının altına koydum. Huzur içinde sessizliği dinledim. Eğer giderseniz size de tavsiye ederim. 🙂

Zeytin dalı görüntüsü bana hep huzur vermiştir. Ne de olsa barışın sembolü değil mi? 🙂

Özetle, Albena Hotel ile ilgili aklımda kalanlar, odalarının ve yemeklerinin vasatlığı, peyzaj düzenlemesinin, parkının ve havuzlarının güzelliği, yapışkan sinekleri, güler yüzlü çalışanları, otelin sahibinin ilgisi…

Bir daha gider misin, derseniz? Hayır…

Pazar akşamı artık dönüş yolundayız…
Akşam üzeri eşim, dönerken Edremit, Bursa üzerinden dönelim, zeytinyağı alıp, iskender yiyelim dedi. Biz de hemen kabul ettik tabii… 🙂

Daha sonra da bu yolun daha kısa ve kolay olduğununa, bundan sonraki Assos’a gidişlerimizde bu yolu takip etmemiz gerektiğine karar verdi. Veya Feribotla Bandırma’ya gelip, Assos’a devam etmek de mümkünmüş. Bandırmadan sonra Assos’a kalan yolunuz 150 km.

Güzergahımız, son anda alınmış bir karar olduğundan, sevgili Erkan Acurol Beyefendi’ye uğramamız mümkün değildi. Kendisi bana kızsa da, anlayacağını biliyorum. Nezaketi için tekrar teşekkür ederim. :))

Biz, planladığımız gibi, Ayvalık yakınında Ayvalık tostu yedik, Edremit’ten, höşmerim, zeytinyağı ve zeytin, Adapazarı’ndan kuru soğan aldık, Bursa’da da İskender yedik. 🙂
Çatlamak üzere olmasak, Susurluk’ta ayran ve tost, Mustafakemalpaşa’da peynirli kemal paşa tatlısı da yiyecektik ama, onlar bir daha ki sefere artık… 🙂 Sizin yolunuz düşerse, kapasiteniz ölçüsünde tatlarına bakarsınız.

Gelelim Assos ile ilgili genel düşüncelerime…
Bölge sit alanı ilan edildiğinden, güzelim doğası bozulmuyor. Benim gördüğüm iki site var. Onlar da daha önceden izin aldıklarından, inşaatlarına devam ediyorlar bildiğim kadarıyla. Dilerim bir sonraki gidişimde yeni inşaatlar görmem. Bu halinin korunmasını gönülden diliyorum.

Eğer büyük bir şehirde yaşıyor ve stres altında çalışıyorsanız, ihtiyacınız olan sessizlik ve huzuru bulacağınız yegane adres Assos bence…

Çünkü tatil yaparken istediğim herşey Assos’ta var. Tarih, sessizlik, huzur, yöresel ve enfes tatlar, tertemiz akvaryum gibi deniz, plaj, doğa…
Şimdiye kadar gittiğim otellerde, eksikliğini çektiğim şey odalarındaki konfor, ama denemediğimiz ve aradığım konforu bulabileceğimi düşündüğüm Eden Garden var. Oraya da gittikten sonra kesin kararımı vereceğim. (Eden Beach değil ama. Bölgede aynı isimli oteller olması karışıklığa neden olabiliyor. Eden Beach’in odalarını görmüştük birkaç yıl önce, kümesten bozma gibi görünüyorlardı.)

Limandaki oteller daha butik otel tarzındalar. Ama orada da, plaj olmayıp, iskeleden denize girildiğinden ve kayalık olduğundan, benim tercihim değiller. Bir de ekşi sözlükte, oradaki otellerin kanalizasyonlarını denize atabilme izinleri olduğu yazıyordu. :((
Kadırga Koyu’ndakiler, 3 yıldızlı, salaş oteller. Koyun sonunda bir Kapheros Tatil Köyü var ki, allah muhafaza. Geçen yıl oraya gittik ve nasıl kaçacağımızı bilemedik. Herşeyi çok kötüydü. Sakın gitmeyin.

Tarihi olan kısımı, kale bölgesindeki Assos Antik Kenti. Aristo’nun 3 yıl yaşayıp, evlendiği, dersler verdiği yerleri görmek, o eşsiz manzarayı izlemek inanılmaz keyifli.
Türkiye’nin yurtdışındaki tanıtım broşürlerinde, Antik Kent’in en üst noktası olan, Athena Tapınağı’nın manzarası için “Güneşin en güzel battığı yer” deniliyor. Gerçekten görünülesi bir manzara…

Bir scanner edinir edinmez, daha önce çekmiş olduğum fotoğrafları da sizlerle paylamak istiyorum. Bu gezimiz kısa olduğundan Behramkale’ye çıkmadık.

Bahsettiğim özellikleri ilginizi çekiyorsa mutlaka Assos’u görün. 🙂

Herkese sevgiler…

>

Köfte İçin Malzemeler:
300 gr kıyma
1 yumurta
1 soğan (rendenin ince tarafıyla rendelenmiş)
1 su bardağı kadar ekmek içi
2 diş sarımsak (havanda dövülmüş)
Tuz, karabiber, köfte baharı
Diğer Malzemeler:
5 patates
5 diş sarımsak
3 domates
3 çarliston biber
1 yemek kaşığı salça
5 yemek kaşığı sıvı yağ
Tuz, su

Yapılışı:
-Köfte için gerekli bütün malzemeleri, karıştırma kabında iyice yoğurun.
-Elinizi ıslatarak, köftelerinize yuvarlak şekil verin.
-Fırın tepsinize, halka doğradığınız patatesleri dizin.
-Üzerlerine köfteleri paylaştırın. (Köfteler patatesin üzerinde olursa, tepsiye yapışmazlar ve servis sırasında dağılmazlar.)
-Sonra yine halka doğradığınız domatesleri, köftelerin üzerine yayın.
-Sarımsakları tepsinin değişik yerlerinde, aralara sıkıştırın.
-En üste de parmak boyutlarında kestiğiniz çarliston biberleri yayın.
-Bir kapta, yarım tatlı kaşığı tuzu ve 2 su bardağı suyu, 1 yemek kaşığı salçayla karıştırın. Salçayı suda iyice eritip, tepsinizin üzerine gezdirin.
-Daha sonra da sıvı yağı gezdirin.
-Tepsinizin üzerini yağlı kağıtla kaplayın.
-200 derecede ısınmış fırınınıza verin. 50-60 dakika, patatesler iyice yumuşayıncaya kadar pişirin.

Afiyet Olsun.

>
Sevgili Arkadaşlarım, benim eşim inşaat mühendisi ve yaz aylarında işleri yoğunlaştığından, uzun tatiller yapamıyoruz.

En büyük lüksümüz haftasonu kaçamakları…

Bugün de Assos’a gidiyoruz. Eşimin de benim de en sevdiğimiz tatil yöresi Assos ve çevresi.

Aslında, daha çok yer gezebilmek için, gördüğüm yerlere tekrar gitmem pek. Ama bunun tek istisnası Assos. Tam sayısını bilmiyorum ama, son on yılda en az 10 kez gitmişizdir. :)))
Orada ne bulduğumuzu dönünce uzun uzun anlatacağım size. 🙂

Gitmeden önce, bir diyet yemeği yazayım istedim. Diyette olan arkadaşlar bile pizza, kurabiye tarifi verirken, ben bari diyette olanları üzmeyeyim dedim. Bu laf kime gidiyor, kendini biliyor tabii. :))

Bu tarif tamamen kendi uydurmamdır. Baharat miktarlarını kendi ağız tadınıza göre ayarlayabilirsiniz.

Çalışırken fırın torbalarını çok sık kullanırdım. Dilerim sağlık açısından bir mahsuru yoktur. Çünkü bu şekilde, yiyecekler kendi yağı ve suyu ile piştiğinden, diğer yöntemlere göre çok daha lezzetli ve hafif oluyorlar. Hem de hazırlığı çok kolay.

Malzemeler:
2 adet kalçalı tavuk but
3 adet patates
2 adet büyük havuç
4 diş sarımsak
Yarım limonun suyu
Yarım çay bardağı su
1 çay kaşığı köri
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı karabiber
Yarım çay kaşığı zencefil
Pişirirken kullanmak için; 1 adet fırın torbası ve klipsi

Yapılışı:
-Bir kaba, limon suyu, su, tuz ve tüm baharatları koyun. Karıştırın. Yıkadığınız tavuk butlarını, bu karışıma bulayıp, sıvının içinde 10 dakika bekletin. Sarımsakları temizleyip, butların değişik kısımlarına sıkıştırın veya kesikler açıp batırın. Daha sonra tavukları fırın torbasına koyun. Fırına dayanıklı kaba alın.
-Patatesleri, havuçları soyup, iri küpler halinde doğrayın ve yıkayın. Sularını süzdürüp, tavukları beklettiğiniz sıvının içine koyun. İyiyce karıştırıp, sıvıyla beraber torbadaki tavukların üzerine yayın. Torbanın klipsini kapatın. Torbanın üzerinde bıçakla ikişer santimetrelik kesikler açın. (Sebze olarak, taze bezelye, mantar da ekleyebilirsiniz. Ben tatile gitmeden önce evdeki malzemeleri bitirebilmek için olanları kullandım.)
-200 dereceye önceden ısıttığınız fırınınıza verin. 70-80 dakika kadar pişirin. Tavuğunuza göre pişme süresi değişebileceğinden, fırından almadan önce, yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edin.

Afiyet Olsun.

>Malzemeler:
7,5 su bardağı ince çekilmiş ve elenmiş pudra şekeri
1 yemek kaşığı toz jelatin (silme)
Çeyrek su bardağı oda sıcaklığında su
1 tatlı kaşığı tel süzgeç ile süzülmüş limon suyu
Yarım su bardağı glikoz
1 yemek kaşığı gliserin (silme)

Yapılışı:
1-Pudra şekerinizi eleyin. 5 su bardağı kadar kısmını yoğurma kabınıza koyun.

2-Mikrodalgaya dayanıklı bir tabağınıza toz jelatini koyun.

3-Toz jelatinin üzerine, çeyrek su bardağı suyu serpin. 1 dakika kadar bekleyin, jelatin suyu çekip, şişsin.

4-Şişen jelatini, mikrodalganın ısıtma ayarında 10 saniye ısıtın. Çok ısınmaması önemli. Sadece eriyecek kadar mikrodalgada kalmalı.

5-Daha sonra eriyen, toz jelatinli suya, limon suyu, gliserin ve 20 saniye mikrodalgada ısıttığınız glikozu da ekleyin. İyice karıştırın. Glikozun tam dağılmadığını düşünüyorsanız 5 saniye kadar daha, karışımın tamamını mikrodalgaya koyun, ısıtın.

6-Bu karşımı, yoğurma kabınızdaki pudra şekerinin ortasına döküp, yoğurmaya başlayın. Bir süre sonra kabın içinde yoğurmak zorlaşacaktır. Ayırdığınız 2,5 bardak pudra şekerinden bir miktar tezgaha döküp, hamurunuzu tezgahta yoğurmaya devam edin. Çok sert bir hamur olduğundan, oldukça kol kuvvetine ihtiyacınız olacak.
Azar azar ayırdığınız pudra şekerinden ekleyip, elastik ama sertçe bir hamur yoğurun. Pudra şekerinin miktarını kesin söylemek mümkün değildir. Ortamın, hatta elinizin sıcaklığı bile miktarı değiştirecektir. Benim, 7,5 bardak pudra şekerinin tamamını kullandığım hiç olmadı, ama siz bu miktarı hazır bulundurun.

7-Hamurunuz hazır olduktan sonra, kullanıncaya kadar, streç filme sarıp, hava almayan bir kapta ve oda sıcaklığında saklamalısınız. Hava ile temas ettiğinde hamurunuz kuruyacaktır. Buz dolabına koyarsanız da, renklendirdiyseniz, renkleri akacak ve hamurunuz terleyecektir.
Bir süre beklemiş hamurunuzu kullanmadan önce, tekrardan iyice yoğurmanız ve katılaşmışsa birkaç saniye mikrodalgada ısıtmanız gerekebilir.

8-Şeker hamurunuzu açmak için, mümkünse mermer yüzeye, resimdeki gibi, kalınca bir miktarda pudra şekeri elemeniz gerekmektedir. Yüzeyin ve merdanenin kuruluğuna çok özen gösterin. Hamurunuzu merdaneyle açarken, kenarlarından taşan pudra şekerini, yumurta fırçası gibi bir fırça yardımıyla, hamurdan uzaklaştırmalısınız.

Deneyecek olanlara, kolay gelsin. :))))

Not: 1-Mikrodalga fırını olmayanlar, malzemeleri, benmari usulü de ısıtabilirler.
2-Pudra şekerini, pasta malzemeleri satan yerlerden almalısınız. Normal, kutu pudra şekerleri, daha iri taneli olduğundan, istediğiniz sonucu elde edemezsiniz.
3-Toz jelatin, glikozu da pasta malzemeleri satan yerlerden temin edebilirsiniz.
4-Gliserini ise eczanenizden alabilirisiniz.