ebruakin

Archive for Ocak 2008

>
Bu aralar yumurtaya taktığımı düşünebilirsiniz. Ama bu kadar çok yumurtalı tarif denememin tek nedeni, oğluma yumurta yedirebilme çabamdan kaynaklanıyor.

Çocuğu yemek yemeyen anneler beni gayet iyi anlıyordur eminim.

Yumurtalı ekmeğin tarifi de olur mu demeyin, yaptığım tüm bayat ekmekli tarifleri toparlayıp, şubat ayının ‘Bayat Ekmekli Tarifler’ etkinliğine katılmayı düşünüyorum. Atılmasına en üzüldüğüm şeydir ekmek. O yüzden evdeki ekmekler küflenmediği sürece mutlaka kullanılırlar. En olmadı, rondodan geçirilip, köftelerde kullanılmak üzere buzluktaki yerlerini alırlar.

İşte oğlumun çok sevdiği ve onun deyimiyle ‘ekmekli yumurta’ tarifi… 🙂

Malzemeler:
1 adet yumurta
3 dilim bayat ekmek
1 tutam tuz
Kızartmak için; sıvı yağ

Yapılışı:
-Tavanıza bir parmak kadar sıvı yağınızı koyun. (Hafif olsun istiyorsanız, yapışmaması için 2 yemek kaşığı sıvı yağ koyduğunuz tavada da pişirebilirsiniz.) Isıtın. Yağınız çok kızarsa, ekmekleriniz birden yanar ve kururlar, az ısınırsa da ekmekler yağ çekeceğinden, tadları çok kötü olur. Ortasını bulacaksınız artık. 🙂
-Bir tabağın içinde yumurta ve bir tutam tuzu çatal ile çırpın.
-Ekmeklerinizin iki tarafını da yumurtaya bulayıp, ısınmış yağınıza koyun. Yine iki tarafını, altın sarısı oluncaya kadar kızartın.
-Yanında, özellikle beyaz peynir ve zeytin ile sıcak olarak servis edin.

Afiyet Olsun.

Not: Bazı tariflerde, yumurtaya çok az süt eklendiğini de görmüştüm. Ancak bu şekildeki denemelerimde daha fazla yağ çektiğini gördüm ve eski usul yapmaya devam ettim…

Reklamlar

>gelenekseltatlilarlogo

Sevgili Binbirçeşni Saliha Hanım’ın ev sahipliğini yaptığı ‘Geleneksel Tatlılar’ etkinliğine şekerpare ile katılmak istedim.

Bu tarif, hazır olarak kurabiye gibi aldığımız, sadece şerbetini pişirip, üzerine ekleyerek hazırladığımız şekerparelere benziyor.

Saliha Hanım’a ve etkinliğe katılan tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Malzemeler:
2 yumurta
250 gr oda sıcaklığında tereyağı (veya margarin)
500 gr un
150 gr pudra şekeri
125 gr irmik
3 paket kabartma tozu

Üzeri için; 1 yumurta sarısı

Şerbeti için;
1 lt su
1 kg toz şeker
2 tatlı kaşığı limon suyu

Yapılışı:
-Önce, şerbet için su ve şekeri tencereye alıp, kaynatın. Kaynamaya başladığı anda limon suyunu ekleyin. 5 dakika daha fokurdatıp, altını kapatın ve soğumaya bırakın.
-Unu, pudra şekerini ve kabartma tozlarını hamur yoğurma kabınıza eleyin. İrmiği de ekleyip, kuru malzemeyi karıştırın.
-Ortasını açıp, yumurtayı ve tereyağını ekleyin. Yoğurun. Hamurunuzu, tezgahın üzerinde 10 dakika dinlendirin.
-Fotoğraftaki gibi şekil vererek, yağladığınız tepsiye dizin.

-Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, çatalın arkası ile hafifçe bastırarak çizikler atın.

-170 dereceye önceden ısıttığınız fırında, üzerleri hafif kızarana kadar, yaklaşık 30 dakika pişirin.
-Fırından çıktıktan sonra 5 dakika dinlendirip, soğuk şerbeti üzerlerine dökün.
-Şerbetini çektikten sonra da hindistan cevizi veya toz fıstık ile süsleyerek servis edin.

Afiyet Olsun.

Not: Tarif Chef’s dergisinin. 3 kabartma tozu da yazım hatası değil. 🙂

>
Kısa bir süre önce tarifini eklediğim yumurtalı patatesin tadı biraz kuru gibi gelmişti. Ben de birkaç deneme daha yaptım ve kendimce ideal tadı yakaladım sonunda. 🙂

İçindeki soğan sayesinde tadı güzelleşti, patatesi kavurmadığımız ve az yağ koyduğumuz için de daha hafif oldu.

Malzemeler:
3 adet orta boy patates
1 adet orta boy soğan (veya 2 adet küçük)
2 yemek kaşığı sıvı yağ
2 adet yumurta
Su, tuz
Üzeri için isterseniz; kırmızı toz biber ve karabiber

Yapılışı:
-Patateslerin kabuklarını soyup, minik küpler halinde doğrayın ve yıkayın.
-Soğanı uzun uzun, piyazlık doğrayın.
-Sıvı yağı ve soğanı tavaya alıp, yumuşayıncaya kadar kavurun.
-Küp doğradığınız patatesleri, 1 çay bardağı suyu ve tuzunu ekleyip, arada karıştırarak pişirin. Suyunu çekince 1 çay bardağı daha su ekleyin. Patatesler iyice yumuşayıp, yenebilecek hale gelinceye kadar, ağır ateşte karıştırarak pişirmeye devam edin.
-Daha sonra üzerlerine 2 yumurtayı kırıp, tahta kaşıkla karıştırarak pişirin.
-Servis tabağına alıp, dilerseniz kırmızı toz biber ve karabiber ile sıcak servis edin.

Afiyet Olsun.

>
Aslında niyetim tavuk suyuna, tavuklu, nohutlu pilav yapmaktı, ama Zonguldak’ta kuş gribi vakasını duyunca, canım sıkıldı vazgeçtim.

Uzmanlar, her ne kadar, bilindik markaların ürünlerinin ve pişmiş tavuğun risk taşımadığını söyleseler de, oğlum için elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum.

Bu şekliyle de güzel oldu ama usulüyle yapılınca bir başka oluyor tabii…

Malzemeler:
2 su bardağı pirinç
3 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı sıvı yağ
3-4 damla limon suyu
1,5 su bardağı nohut (veya 1 kutu konserve haşlanmış nohut)
Su, tuz

Yapılışı:
-Nohutu ayıklayın, yıkayın ve üzerini 4-5 parmak geçecek kadar su doldurun. Bu şekilde, bir gece bekletin. (Ben, kuru baklagillerin gazını almak için; bir gece suda beklettikten sonra sabah suyunu değiştirip, tekrar dolduruyorum ve üzerine 1 tatlı kaşığı kekik, 1 çay kaşığı kimyon ekliyorum, bu şekilde de 1 saat bekletiyorum. Sürenin sonunda, baharatlar kalmayacak şekilde iyice yıkayıp, süzdürüyorum.)
-Suda beklemiş nohutlarınızı tencerenize alıp, yine üzerini 4-5 parmak geçecek kadar su doldurun. İyice yumuşayıncaya kadar haşlayın. Nohutların sertleşmemesi için suyuna tuz eklemeyin. Daha sonra süzün ve ılıkken nohutları, dağıtmamaya özen göstererek, kabuklarını temizleyin. (Haşlanmış nohutları bu şekilde buzlukta da muhafaza edebilirsiniz.)
-Pirincinizi ayıklayıp, bir kaba alın ve üzerine 2 tatlı kaşığı tuz serpin. Üzerini iki parmak geçecek kadar ılık su ekleyip, 20 dakika bekletin. Sürenin sonunda yıkayıp, süzün.
-Tencerenize tereyağını alıp eritin. Sıvı yağı ekleyin. Süzülmüş pirinci de tencerenize koyup, pirinçler şefaflaşana kadar kavurun. (Sıvıyağ ekleme nedenimiz; tereyağının düşük olan yanma derecesini artırıp, kavurma işlemi sırasında tadının değişmemesini sağlamak ve pilava parlaklık vermek…)
-Kavrulan pirinçlerinizin üzerine 3 su bardağı kaynamış su, 2 silme tatlı kaşığı tuz, 3-4 damla limon suyu ekleyin. Fokurdamaya başlayınca, altını kısın ve kapağını kapatın.
-Pilavınızın üzeri göz göz olmaya başladığı anda, haşlanmış nohutları pilavınızın üzerine dökün. Pilavı karıştırmayın. 1-2 dakika sonra, suyunu tamamen çekip çekmediğini kenarından kontrol edip, altını kapatın. Tencerenin kapağının arasına kağıt havlu sıkıştırın ve dinlendirin.
-Dinlenmiş pilavınızı karıştırıp, tercihen ayran ile birlikte servis edin.

Afiyet Olsun.

>Bu da beklettiğim son sobem. Sevgili Fatoş‘cuğumun sobesi…

İsim veya Lakabınız…
Adım Ebru Akın, eskiden bazı arkadaşlarım Ebuş derlerdi. 🙂
Doğum Yeriniz…
İstanbul
Hobileriniz…
Bloğum, pasta ve ebru yapmak, film izlemek
En değerli üç şeyiniz…
Oğlum, Eşim, Ailem
Olmazsa olmaz dediğiniz şey…
Huzurum
İdealiniz…
Kendime ait bir iş kurmak
Etkilendiğiniz bir kitap…
Bu soruyu ilk okuduğumda, çocukken köyde okuduğum, Dean R. Koontz’un Fısıltılar kitabı geldi aklıma. Hem küçüğüm, hem köy yeri karanlık, gece okuyorum ve odada yalnızım. Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum bir daha.
En sevdiğiniz şarkı…
Sertab Erener’in, Bülent Ortaçgil’in ve Nil Karaibrahimgil’in tüm şarkıları, Sezen Aksu’nun eski şarkılarını çok severim.
Seçmek zor ama Sertab Erener Rüya diyeyim.
Gitmek istediğiniz yer…
Nedenini bilmiyorum ama, çocukluğumdan beri bütün İspanya’yı arabayla gezmek istiyorum. Özellikle de Barselona’yı. Yurtdışında pek çok yer görmüş olan kardeşlerim de Barselona’yı tavsiye ediyorlar…
En yakın üç blog arkadaşınız…
Bu soruya cevap vermek istemem aslında. Çünkü sevdiğim kişilerin listesinde olmayınca çok bozuluyorum. Ben de arkadaşlarımı küstürmeyeyim. Çok yakın olanlar kendilerini biliyor zaten. 🙂 Yakın veya uzak bloğumu ziyaret eden herkesi çok seviyorum. Bana yaptıklarımın bir işe yaradığını hissettiriyorlar. Herkese teşekkürler…
Unutamadığınız bir anı…
Çoğu anne gibi, oğlumu kucağıma aldığım an, hayatımın en önemli anıydı. Ondan sonra herşey çoooook değişti.
İlgilendiğiniz spor dalı…
Hamile kalıncaya kadar tenis oynadım. İlk fırsatta tekrar başlayacağım.
Tuttuğunuz takım…
Beşiktaş
İdeal bir kadın nasıl olmalı?
Kendi ayakları üstünde durabilen, anne ise evladının gelişimi ile ilgili, araştıran, kendini yenileyebilen, geliştiren, kendisine ve çevresine saygılı, özgüven sahibi, akıllı, bakımlı, şefkatli olmalı.
İdeal bir erkek nasıl olmalı?
Sorumluluk sahibi, kendisine ve çevresine saygılı, ilgili, ailesine kol kanat germeyi başarabilen, geleceği için yatırım yapma becerisi gösterebilen, sadık, güven veren, özgüven sahibi biri olmalı.
Teknolojinin gelişmesi olumlu mu, olumsuz mu?
Kesinlikle olumlu! Bazı kısımlarının kötüye kullanılıyor olması, özündeki yenilenmeyi, gelişmeyi yok saymamızı gerektirmez bence. Gelişme devam ettikçe, kötüye kullanmayı engelleyecek icatlar da gelecektir.
İcat edilmese ne yapardım bilmiyorum dediğiniz şey…
Bilgisayar.
Benim işim muhasebecilik. 1992 yılında çalışmaya başladım ve çok şükür ki, o günden bugüne işlerimizi hep bilgisayarla yapıyoruz. Daha önce elle tutulan defterleri gördükçe içime fenalık geliyordu. Tam bir kabus.
İş dışında bilgisayar ve internet, hayatımda pek çok şeyi kolaylaştırıyor. Bilgiye ulaşmak çok çok kolay. Evlerimizde de koca koca ansiklopediler, kitaplar bulundurmak zorunda değiliz artık.
İnsanların sözlerine mi, gözlerine mi inanmalı…
Benim en büyük kusurlarımdan biri de insanların sözlerine inanmak. Yalan söylediklerini öğrendiğimde de bunu neden yaptıkları, ellerine ne geçtiği ve benim bunu nasıl hissetmediğimle ilgili hayıflanmak.
Gözler yalan söylemez dense de, günümüzde profesyonel yalancılar var. Yalan makinesine bağlasanız bile anlamazsınız.
Bu yüzden de arkadaşım dediğim kişilerin sayısı çok az. Diğer herkesin söylediği herşeye şüpheyle yaklaşıyorum, ister istemez.
Hayattaki sevinç kaynağınız…
Oğlum.
Hayattaki en büyük korkunuz…
Oğlum doğduktan sonra, onun kendi ayakları üzerinde durabildiğini göremeden bu dünyadan göçmekten korkuyorum.
Mantık evliliği mi, aşk evliliği mi?
Aşka inanmadığım, varsa da geçici olduğunu düşündüğüm için mantık evliliği diyeyim.
En sevdiğiniz yemek…
Mantı (Kıbrısta içi hellimli halini yemiştim. Öylesi bana daha uygun.)
En sevmediğini yemek…
Tüm kırmızı etli yemekler.
Çünkü parça et yiyemiyorum. Zorlayarak köfte yiyebiliyorum sadece. Bir de mantının soslu hamur halini çok sevdiğimden onu yiyebiliyorum.
Blog sahibi ile ilgili düşünceleriniz…
Canım Fatoş’cuğum, gördüğüm en samimi blogculardan biri. Eminim özel hayatında da özü sözü bir bir insandır. Sevgili arkadaşım özenli, hamarat bir ev hanımı ve oğlu ile ilgili, sevgi dolu bir anne.
Sobe için tekrar teşekkürler canımcım. Sevgiler…

>Bu da Banu‘cuğumun ikinci sobesi. Konusu ‘Sevdiğiniz Üç Şey!’.

Pek tabii insanın sevdiklerini üç maddede sıralaması çok güç. İlk aklıma gelenler; Ailem, Arkadaşlarım, Yapmaktan Zevk Aldığım Herşey…

Bu başlıklardan Oğlum,Eşim ve Ailem için fazla söze gerek yok sanırım. Onlar, herkesin olduğu gibi, benim de herşeyim! Karşılıksız sevmeyi ve sevilmeyi, kaybetme korkusunu öğretenler, ne yaparsanız yapın arkanızda olduklarını bilmenin huzuru ile yaşamanızı sağlayanlardır…

Arkadaşlarım, benim can dostlarım. Sayıları çok değildir malesef. Ama belki de böylesi daha iyidir. Çünkü beni kırmak çok kolaydır. Bir söze, bir bakışa bile alınabilirim. Bu yüzdendir, çok kişiyi dost bilmemek…

Yapmaktan zevk aldığım şeylerin listesi ise biraz uzun. Hepsini herzaman yapamasam da, elime geçen fırsatları değerlendiririm.

-Çevremdekilere, ulaşabildiklerime, imkanlarım ölçüsünde yardım etmek.
Bu kocaman bir yüreğim olduğundan sanılmasın. Çoğumuz kendine itiraf etmese de, hayır işleri yapmak bile insanın bencilliğinin eseridir. Bencilizdir! Çünkü, yardım ettiğimizde duyduğumuz mutluluğu severiz. Paylaşmanın verdiği huzuru severiz.
-Yeni fikirler üretmeyi severim. Yapılmayanı yapma telaşıdır benimkisi…
-Araba kullanmayı severim. Üzüldüğümde, sevindiğimde müziğin sesini sonuna kadar açıp, böğüre böğüre şarkı söylemeyi severim. Kendimi en özgür hissettiğim yerlerden biridir.
-Sobelere geç cevap vermemden de anlayabileceğiniz gibi, ertelemeyi severim. Okuldan kaldı bu alışkanlık. Nedense, en son gününe kadar bekletirim herşeyi. Herzaman yapacak işlerimin olması hoşuma mı gidiyor nedir? Sonra telaştan olan bana oluyor tabii…
-Yeni yerler görmeyi çok severim. Özellikle tarihi mekanlar çok etkiler beni. Oralarda kimlerin, nasıl yaşadığını hayal etmeye çalışırım.
-Güzel bir mekanda, güzel bir manzaraya karşı, güzel yemekler yemeyi çok severim.
-Oğlum doğduktan sonra eski hızıyla olmasa da, film izlemeyi çok severim.
-Müzik dinlemek vazgeçilmezlerimden biridir.
-Yeni kurslara katılıp, yeni meslekler öğrenmeyi çok severim. Şimdiye kadar gittiğim kurslar;
Bilgisayar Programcılığı, Tiyatroculuk, Ebru, Diksiyon, Pastacılık…
Sırada Fotoğrafçılık ve Almanca var.
-Eskiden kuzenlerimle çok sık oynadığımız oyunları severim; Pictionary, Tabu, Sessiz Sinema vs…
-Yeni yemek kitapları ve dergileri almayı çok severim. (Kitap almayı, yemek yapmaktan daha çok seviyorum malesef.)
-Pasta, kek, kurabiye yapmayı severim. Yemek yapmayı sevmem. Çok sık misafir ağırlamadığımdan, misafirim gelince de abartırım. 😦

Bu listeyi çok daha uzatabilirim, ama sanırım bu kadar yeter. 🙂
Banu’cuğum tekrar teşekkürler…

>Canım Banu‘cuğum birkaç ay önce beni iki sobe ile sobelemişti. İşte gecikmiş cevaplarım;

Ve sen gidiyorsun…
Her gidiş bir vazgeçiştir, her tercih bir kaybediştir derler.
Şimdi kaybeden kim?

Söylenmesi en zor sözcükler…
Size garip gelebilir ama benim için söylenmesi en zor kelime ‘HAYIR’. Bir de taziye sırasında söylenen sözcükler…

Senin için yağmurdan sonrası ne ifade eder?
Misssss gibi toprak kokusu gelir aklıma.

Toprak kokusu olmadığına dair yazılar okusam da, toprak, bakteri veya ozon hiç farketmez… Duyduğum anda içimi bir huzur kaplar. Ciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekmek isterim…

Tabii bir de Sertap Erener’in şarkısını hatırlatır.

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna hayranım
tıpkı hayran olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
ne tuhaf sen varsın
sanki hemen yanımda

yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna aşığım
tıpkı aşık olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
buluşuruz seninle
sanki başka diyarda

çiselerken yağmurlar gülüşür tüm yapraklar
çiçekler fısıldaşır oynaşır tomurcuklar
işte ben de böyleyim canlanırım yeniden
seninle ben…

Burçak Çerezcioğlu…
Rahatsızlığı sırasında tuttuğu günlükleri, 16 yaşında hayatını kaybetmesinden sonra, ‘Mavi Saçlı Kız’ adlı kitapla yayımlanan, oyuncu Mehmet Çerezcioğlu’nun kızı. Nur içinde yatıyordur inşallah.

Seni sobeleyeni nasıl bilirsin?
Canım Banu’cuğum, seni bu şekilde de olsa tanıdığım için çok memnunum. Ben de, sen de yakında iş hayatımıza geri döneceğiz. Eskisi kadar görüşemeyeceğimizin farkındayım, ama dilerim hayatımdan hiç çıkmazsın. Akıllı, espirili, ilgili, zeki, etobur ve burçdaş arkadaşım, seni gerçekten kendime çok yakın hissediyorum. Dilerim hislerim karşılıklıdır. Ve dilerim sobene geç cevap verdiğim için beni affedersin. 🙂