ebruakin

Archive for Eylül 2008

>
Bu bayram için Annem konuklarına ikram etsin diye, sevgili Sofra Özlemi, Özlem’ciğimin parmak tatlısını ve daha önce tarifini yayınladığım şekerpare yaptım.

Bu tatlının adı parmak tatlısı ama tadı pastanelerden aldığımız irmiksiz şekerparelerle aynı.

Bayram için kolay tatlı tarifi arıyorsanız bunu deneyin derim. Ben çok sevdim.

Orijinal tarif için buraya tıklayabilirsiniz.

Özlem’ciğime çok teşekkürler ediyor, yaptığım haliyle tarifi buraya da yazıyorum.

Malzemeler:
3 yumurta (2 tanesinin sarısı üzeri için ayrılacak)
1 paket oda sıcaklığında margarin
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un (Ben 3 su bardağı kullandım.)

Şerbeti için;
5 su bardağı su
5 su bardağı toz şeker
3-4 damla limon suyu

Yapılışı:
-Hamur için gerekli tüm malzemeyi yoğurup, kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edin.
-Hamurdan küçük parçalar koparıp parmak şekli verin ve yağlı kağıt serili tepsiye dizin. (Şekilleri için buraya tıklayabilirsiniz.)
-Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, çatalla çizikler atın.
-175 dereceye daha önce ısıttığınız fırına verip 35-40 dakika, üzerleri kızarıncaya kadar pişirin.
-Tatlılarınız pişerken şerbeti için, bir tencereye su ve şekeri koyun, arada karıştırarak kaynatın.
Kaynamaya başlayınca limon suyunu ekleyip 5 dakika daha ocakta tutun.
-Fırından çıkardığınız tatlılarınızı hemen sıcak şerbetin içine atın. Bu tarifte ikisinin de sıcak olması gerekiyormuş. 1 saat kadar şerbetin içinde beklettiğiniz tatlılarınızı oda sıcaklığına geldiklerinde üzerlerine toz fıstık veya hindistan cevizi serperek servis edebilirsiniz. (Şerbeti yayvan bir karnıyarık tenceresinde hazırlarsanız kurabiyeleri içine atıp bekletmesi daha kolay oluyor.)

Afiyet Olsun.

Reklamlar

>En vefalı blogcu arkadaşlarımdan Chaplincafe Burcu’cuğum beni sobelemiş.

Burcuma çok teşekkürler ediyor ve hemen cevaplarıma geçiyorum. 🙂

1-Blog yazmaya ne zaman başladın?
Bir gazete yazısından etkilenip Haziran 2005’te http://www.ebruakin.blogspot.com adresini aldım. Ama işlerimin yoğunluğundan hiç yazı yazma fırsatım olmamıştı.
İşten ayrılıp oğlumla ilgilenmeye başladıktan sonra, 8.3.2007’de http://www.ebruakin.blogcu.com adresimi aldım ve yazılarımı eklemeye başladım.
Blogcu’daki problemler nedeniyle tariflerimin yedeği olsun istedim, 20.04.2007’den itibaren de tariflerimi bu iki adresimde de yayınlamaya başladım.

2- Blog yazılarının konusunun belli bir çizgide olması için özen gösteriyor musun?
Hayatla ilgili biriktirdiklerimi paylaşmak üzere çıktım bu yola. Gittiğim yerlerden, yaptığım yemeklere, beğendiğim maillerden, sağlık haberlerine, yaptığım diyetlere kadar pek çok şeyi paylaşıyorum bloğumdan. Normal hayatımda arkadaşlarımla ne konuşuyorsam, onları yazıyorum.

Arkadaş listemdeki hemen hemen tüm blogcuların hanım olduğunu düşünürsek, genelde hanımlar ile ilgili bilgilere yer verdiğimi söyleyebilirim. Kurslara gitme imkanı olmayanlar için de, kurslarda öğrendiğim özel teknikleri olabildiğince detaylı olarak yazıyorum. Tariflerimi, yemek yapmaya yeni başlayan arkadaşlar da deneyebilsin diye, bazen anlatımım fazlaca uzun olabiliyor. 🙂

Tabii bir de bloglarımı, Oğluma bırakacağım hatıra defteri gibi görmem de söz konusu. Bu yüzden onunla yaptıklarımızı da bloğuma ekliyorum.

3- Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceksin?
Yazmayı, sanal da olsa pek çok arkadaşımla tariflerimi paylaşmayı çok sevdim. İmkanlarım el verdiği ve üretmeye devam ettiğim sürece yazmayı düşünüyorum.

Ancak çok yakın bir gelecekte bu soyada veda edeceğimden, bu adresleri kullanmayı bırakacağım. Yeni adreslerimi tüm arkadaşlarıma bildireceğim.

4-Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken,şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Sürekli tarif ekliyorken, ara verdiğimde arkadaşlarımın “hani tarifler” serzenişleri ile karşılaşıyor ve kendimi suçlu hissediyordum. Ama bir süredir yaşadığım olumsuzluklar yüzünden, eskisi gibi bol bol tarif yerine, arkadaşlarımın beni götürdüğü yerlerin yazılarını ekliyorum. Bloğumu da arkadaşlarımdan çok, google’dan arama yapanlar ziyaret ediyor. O yüzden şu anda bir zorunluluk yok. 🙂

5-Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?
Blog yazmak çok vakit almıyor. Ancak ziyaret eden arkadaşların bloglarına iade-i ziyaretler yapmak, yorumlara cevap yazmak daha uzun zaman alıyor. Bu yüzden de uykularımdan fedakarlık yaptığım çok oldu. 🙂

Ben de, bloğu konusunda bu aralar benim gibi tembellik yapan Cincinsfikirli Banu’cuğumu sobeliyorum. Dilerim bu sobeye cevap verir de, bloğuna her girdiğimde görüp, et yemediğim için içimin bir hoş olmasına neden olan Kuzu Kapama tarifinden kurtulmuş olurum. :)))

>

Malzemeler:
150 gr margarin
3 yumurta sarısı
1 silme tatlı kaşığı tuz
2/3 çay bardağı soğuk su (bir çay bardağından 2 parmak kadar az da diyebiliriz)
Aldığı kadar un (250 gr kadar)

İçi İçin:
600 gr ıspanak
1 adet küçük boy kuru soğan
2 yemek kaşığı sıvı yağ
Karabiber, tuz

200 ml krema (1 küçük kutu)
3 yumurta sarısı

Üzeri İçin:
60 gr rendelenmiş taze kaşar peyniri

Yapılışı:
İç İçin;
-Ispanakların yapraklarını ayıklayıp iyice yıkayın. İri doğrayın.
-Az su ile haşlayın. Süzün. Soğuduğunda iki elinizle sıkarak, fazla suyunu atın.
-Soğanı küp şeklinde doğrayıp, bir tavada 2 kaşık sıvı yağ ile kavurun.
-Sonra haşlanmış, suyu sıkılmış ıspanakları, tuz ve karabiberi ekleyin, hepsini birlikte iyice pişirin.
-Daha sonra da soğuması için bir kenarda bekletin.

-Soğuyan ıspanaklı içe, krema ve yumurta sarılarını ekleyin.
İç malzememiz hazır.

Hamur için;
-Hamur yoğurma kabına 200 gr kadar un koyup, oda sıcaklığındaki margarini ekleyin, karıştırın.
-Ortasını açıp su, yumurta sarıları ve tuzu ekleyip, karıştırın. Yoğurun. Toparlanan ama biraz da ele yapışan bir hamur elde edene kadar un ekleyin. (Eklediğimiz un yaklaşık 50 gr daha olacak)
-Hamuru streç film ile sarıp 10-15 dakika buzdolabının alt kısmında dinlendirin.

Kişi hazırlamak için;
Not:Kiş kalıbınız fotoğraftaki gibi altı çıkabilen bir kalıp olursa, kişinizi dağıtmadan kalıptan çıkarma konusunda çok rahat edersiniz.

-Dinlenen hamurunuzu margarin ile yağlanmış kiş kalıbınızın içine yerleştirip, bastırarak kalıba yayın. Kenarlarını yükseltin. Tabanına çatalla çentikler atın. Kalıbı bu haliyle buzlukta 10 dakika bekletin.

-Kişinizin içine alüminyum folyo veya tercihen yağlı kağıt yayın. Kenarlarını düzeltip, içine ağırlık yapması için nohut veya kuru fasülye gibi bir kuru baklagil doldurun. (Alüminyum folyo kullanmanızı çok tavsiye etmiyorum aslında, evde yağlı kağıt olmadığından kullandım. Alüminyum folyo pişirme işlemi sırasında kullanılırsa, yiyeceğe alüminyum geçebileceğine dair bir yazı okumuştum.)

-Kiş hamurunuzu bu şekilde önceden 180 dereceye ısıttığınız fırına verin. Kalıbın kenarından görünen hamur çok az pembeleşinceye kadar pişirin.
-Fırından çıkarın, kalıbın içindeki alüminyum folyoyu dikkatlice çıkarın. Kalıbı tekrar fırına verip, tartın alt kısmı da hafif kızarana kadar pişirmeye devam edin.
-Tabanı da piştiğinde içi için hazırladığımız ıspanaklı karışımı içine yayıp, üzerine kaşar peyniri serpin.
-Daha sonra kişinizin üzeri kızarıncaya kadar tekrar fırına verin.

Afiyet Olsun.

>

Okulun ilk günü babamızı uğurladıktan sonra, oğlumun keyfi biraz yerine gelsin diye canım Zeynep’ciğim ve Özlem’ciğim ile Emirgan’daki Sarı Köşk’e gittik.

Beltur’un işlettiği yerlerin servislerini hiç beğenmesem de bahçelerinin güzelliği görülmeye değer.


>

Canım Oğlum henüz 4,5 yaşında ama bu yıl anaokuluna başladı.

Aralık ayında doğmuş olması okul hayatında biraz sorun yaratacak sanırım.

Şimdilik herşey yolunda. Fazla zorlamadan gidiyor okula oğluşum. İnşallah tüm eğitim-öğretim hayatı kolaylıkla, zevkle, keyifle, başarılarla geçer.

Oğlumun babası okulun ilk günü yanındaydı. Okuldan ayrıldıktan sonra hemen Antalya’ya dönmesi gerektiğinden canım oğlumun yüzü asıldı. 😦

Bu ayrılıklar hayatımızın gerçeği oldu maalesef. Oğlunu bir gece görmese dayanamayan babası, son 10 ayda toplam 10 kere gördü. İnsanların hayatlarında öncelikleri değişebiliyormuş demek.

Ben oğlumun okula başlamasını fırsat bilerek tekrar iş hayatıma dönmüştüm yaklaşık bir ay önce. Ancak oğlumla okuldan sonra ilgilenecek olan bakıcı teyzesinin beklenmedik sorunları çıktığından, işe başlamamı bir süre daha ertelemek zorunda kaldım. Anlayacağınız bir anne olarak benim önceliklerim hiçbir zaman değişmeyecek. Herşeyden önce Oğlummm.

>
Doğal olana hep ilgim vardır ama şampuan ve duş jellerinin kanserojen olduğunu bilmediğimden rahatlıkla kullanıyordum.

Ta ki Prof.Dr. Erkan Topuz’un bu konudaki uyarılarını duyana kadar.

Bir süre marketlerde bulabildiğim zeytinyağlı sabunları kullandım ama çok da içime sinmiyorlardı.

Bir komşumun önerisiyle Defne Sabunları ile tanıştım ve ne kadar memnun kaldığımı anlatamam. Bu sabun sayesinde cildim hiç olmadığı kadar yumuşak ve nemli oldu.

Bana tavsiye eden arkadaşım hamileydi ve mantar problemi vardı. Hamileliği nedeniyle ilaç da kullanamıyordu. Bu rahatsızlığını bile bu sabunla çözdüğünü söyledi.

Zeytinyağlı Defne sabunları antiseptik ve antibakteriyel özellikleri sayesinde, vücut temizliğinizden, ev temizliğinize kadar pek çok alanda kullanılabiliyorlar.

Doğal yöntemlerle yapıldığına inandığınız yerler bulduğunuzda, bu sabunları mutlaka denemenizi tavsiye ederim.

Mısır Çarşısı’nda 1 adedini 4 ytl’ye gördüm, ama ben komşumdan 1,50 ytl’ye satın alıyorum. Şampuan ve duş jeli fiyatlarını düşünürseniz çok komik bir ücret gerçekten, hem de çok çok daha sağlıklı.

Fotoğraflarda gördüğünüz Gül İz El Yapımı Defne Sabunlarını komşum Antakya’dan getirtiyor.

Eğer doğal olduğuna emin olduğunuz sabun alabileceğiniz bir yer bilmiyorsanız, sevgili İşitme Kaybı Delfina arkadaşımın babasının yaptığı Zeytinyağlı Sabunlar’dan sipariş edebilirsiniz. Zeytinyağlı Defne Sabunu değiller ama eminim onun kadar faydalıdırlar. Alanların yorumlarından çok memnun olduklarını okudum. Benim Defne Sabunları stoğum bittiğinde ilk iş bu sabunlardan alacağım.

Bunun için tsabun@gmail.com adresine mail atabilir, Delfina‘cığımın

http://isitmekaybi.blogspot.com/2008/08/zeytinya-sabunu-tsabun.html

http://zeytinbereketi.blogspot.com/

bloglarını ziyaret edebilirsiniz.

Bu fotoğraftakiler de Delfina‘cığımın Babası’nın yaptığı sabunlar…

>

Tarifini daha önce sizlerle paylaştığım Meyveli Keki, minik kek kalıplarında pişirdim. 24 adet top kekim oldu. 🙂

Tarifi için buraya tıklayabilirsiniz. Tek farkı, fotoğraftaki cupcake tepsisine kapsül yerleştirip harcı içlerine paylaştırarak pişirmem ve 30. dakikadan itibaren pişip pişmediklerini kontrol etmem oldu.

Deneyenlere şimdiden afiyet olsun. 🙂