ebruakin

Archive for Mart 2009

>
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Binbirçeşni‘nin ev sahipliğini yaptığı #43 Ekmek Ye Etkinliği’ne de daha önce denediğim Nurcan‘cığımın tarifiyle katılıyorum.

Malzemeler:
1 su bardağı ılık su
3 yemek kaşığı sıvı yağ
1 yumurta
1 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
Yarım paket yaş maya (21 gr)
Aldığı kadar un

Üzeri için; su, susam, çörek otu, haşhaş tohumu veya ayçekirdeği içi

Yapılışı:
-1 bardak ılık suyu bir kaseye alın, içine, elinizle ufaladığınız yaş mayayı koyun. Karıştırın. 5 dakika bekletin. Mayayı eritirken kullandığınız sıvının sıcaklığı elinizin dayanacağı kadar sıcak olmalıdır. Daha az ısılarda mayanız erimeyebilir.

-Daha sonra bekleyen mayanızı tekrar karıştırıp, yoğurma kabınıza alıp, diğer malzemeleri ekleyin. Unu azar azar ve kontrollü ilave edin. Ele fazla yapışmayan, toparlanan yumuşak bir hamur elde edin. Ben 3,5 su bardağı un koydum.

-Hamur yoğurma kabınızın üzerini, nemli bir kurulama bezi ile veya birkaç yerinden deldiğiniz streç film ile kapatın. Yoğurduğunuzdaki büyüklüğünün iki katına çıkana kadar, yaklaşık 1 saat sıcakça bir yerde mayalandırın.

-Sürenin sonunda hamurdan mandalina büyüklüğünde parçalar koparıp, yağlı kağıt serdiğiniz tepsinize dizin.

-Tepside de 10-15 dakika kadar daha mayalandırın.

-Sonra üzerlerine yumurta fırçasıyla su sürün. Bıçakla + şeklinde kesikler atın. En üstüne de haşhaş tohumu veya çörek otu, susam karışımı serpin.

Tepsinizin bir kenarına fırına dayanıklı bir kasede su koyun.

-Daha önce 200 dereceye ısıttığınız fırında, üzerleri kızarana kadar pişirin. Fırından çıkarınca da, üzerlerine elinizle su serpin.

Yumuşacık sandviç ekmekleriniz hazır. Şimdi ağız tadınıza göre içine istediğiniz kahvaltılıkları koymanız kalıyor.

Deneyenlere afiyet olsun.

Reklamlar

>kurutulmus meyveler

Ne zamandır etkinliklere katılmıyordum. Burcu‘cuğumun bloğunda görünce eski bir tarifimle, Sarıkuş Seher Hanım’ın ev sahipliğini yaptığı “Kurutulmuş Meyveler” etkinliğine katılmak istedim.

Malzemeler:
1 su bardağı un
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağından 1 parmak az mısırözü yağı
1 orta boy yeşil elma
1 avuç kuru kayısı (10 adet)
1 avuç çeviz
1 tatlı kaşığı tarçın
Ayrıca 1 tatlı kaşığı un
3 yumurta

Yapılışı:
-Elmaların kabuklarını soyun ve minik küpler halinde doğrayın.
-Bir kasede 1 tatlı kaşığı un, 1 tatlı kaşığı tarçın ve bıçakla iri iri doğradığınız cevizleri karıştırın ve bekletin.
-Diğer bir kaseye kuru kayısıları koyup, üzerine sıcak su dökün. 10 dakika bekletin. Sürenin sonunda kayısıları süzüp, yine küp küp doğrayın.
-Çırpma kabında yumurta ve şekeri 5 dakika çırpın. Sıvı yağı ekleyip, biraz daha çırpın.
-Sonra küçük doğradığınız elmaları ve kuru kayısıları ekleyin. Tahta kaşıkla karıştırın.
-Unu ayrı bir kaba eleyin. Yumurtalı karışıma yine tahta kaşıkla karıştırarak ekleyin.
-En son tarçınlı cevizi karışıma ekleyin. Kısaca karıştırın.
-20 cm kelepçeli kalıbınızın kenarlarını margarin ile yağlayın, altının büyüklüğünde kestiğiniz yağlı kağıdı, tabanına yayın.
Silikon kalıp da kullanabilirsiniz.
-180 dereceye daha önce ısıttığınız fırına verin. 40-50 dakika kadar pişirin. Fırından almadan önce bıçağı kekin ortasına batırarak pişip pişmediğini kontrol edin. Bıçak temiz çıkıyorsa pişmiştir. Kek harcı bulaşmış çıkıyorsa biraz daha pişirilmelidir.

Afiyet Olsun.

>

Limonlu, az şekerli, kıtır kıtır bir bisküvi hoşunuza giderse bu tarif sizin için…

Malzemeler:
250 gr oda sıcaklığında tereyağı veya margarin
2 adet limonun kabuğunun rendesi (rendenin en ince kısmıyla)
1,5 su bardağı pudra şekeri
1 yumurta
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (Ben 3,5 su bardağı kullandım)

Yapılışı:
-Tereyağını veya margarini mikser ile çırparak krema kıvamına getirin. Yumurtayı, vanilyayı, limon kabuğu rendesini ve pudra şekerini de ekleyip çırpmaya devam edin.
-Daha sonra elediğiniz ununuzu elinizle bu karışıma yedirerek yoğurmaya başlayın. Unu azar azar ekleyin. Ele yapışmayan, toparlanan bir hamur elde edin. Ununu çok koyarsanız bisküviniz sertleşir, az koyarsanız da çok yağlı olup yayılır. O yüzden aldığı kadar un denilen tarifleri denerken mutlaka bir risk almış oluyorsunuz. (Bu nedenle doğru kıvamı bulmak için 5 kez denediğim bir un kurabiyesi tarifi de olmuştu. :))
-Hamuru istenilen kıvama geldiğinde bir streç film ile sarıp, buzdolabında 30 dakika dinlendirin. Sürenin sonunda hamurunuzu merdane ile yağlı kağıt üzerinde veya tezgahı hafif unlayarak yarım santimetre kalınlığında açın. Dilediğiniz kalıpla parçalar kesip, bir spatula yardımı ile yağlı kağıt serili tepsinize alın.
-Önceden 180 dereceye ısıttığınız fırına verip 20 dakika kadar fazla karartmadan pişirin.

Not: Bisküvilerin tadını az bulduysanız ılıkken üzerine pudra şekeri serpebilir veya içindeki pudra şekeri miktarını 2 bardağa çıkarabilirsiniz. Ancak pudra şekerini artırırsanız, un miktarını azaltmanız gerekeceğini unutmayın.

Afiyet Olsun.

>

Ben bu salataya bayıldım arkadaşlar. Bazı tariflerde içine rendelenmiş havuç ve ceviz de eklendiğini gördüm ama ben bu halini o kadar sevdim ki tadı değişsin istemedim. 🙂

Denerseniz, dilerim siz de beğenirsiniz…

Malzemeler:
Yarım orta boy beyaz lahana
1 su bardağı yoğurt
Yarım su bardağı mayonez
2 yemek kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı toz şeker
Tuz

Yapılışı:
-Beyaz lahanayı sirkeli suda bekletin, yıkayın ve süzün. Kalın damarlı kısımlarını atarak, ince ince doğrayın, bir süzgeçe alın. Üzerine 1 tatlı kaşığı tuz ekleyerek bir dakika kadar ovun. Üzerinden su geçirip yıkayın ve iyice süzülmesini bekleyin.
-Bir kapta yoğurt, mayonez, limon suyu, toz şeker ve tuzu karıştırın. (Ben yarım tatlı kaşığı kadar tuz kullandım ama siz lahananın büyüklüğüne göre tadına bakarak ekleyebilirsiniz.) Daha sonra lahanaları yoğurtlu karışımla iyice harmanlayın ve servis edin. (Bu salatayı buzdolabında birkaç gün bekleterek de kullanabilirsiniz.)

Afiyet Olsun.

>

Malzemeler:
Yarım orta boy beyaz lahana
1 adet kuru soğan
4 yemek kaşığı sıvı yağ
1 yemek kaşığı margarin (isterseniz)
1 yemek kaşığı dolu dolu domates salçası
1 yemek kaşığı dolu dolu biber salçası
1 çay bardağı pirinç
1 çay kaşığı kırmızı pul biber
Tuz, su

Yapılışı:
-Beyaz lahanayı sirkeli suda bekletin, yıkayın ve süzün. Kalın damarlı kısımlarını atarak, ince ince doğrayın.
-Soğanı da soyup, ince ince doğrayın.
-Yağlar ile birlikte soğanı tencerenize alıp, kavurun. Daha sonra salçaları ekleyip 2 dakika karıştırarak pişirmeye devam edin.
-Doğranmış beyaz lahanaları tencereye ekleyin. Arada karıştırarak 7 dakika kadar kavurun. Yıkanmış pirinçleri, kırmızı biber ve tuzunu ekleyin. 5 su bardağı kadar sıcak su ekleyip, kaynamaya başladığında altını kısın. (Lahananın büyüklüğüne göre değişebileceğinden su miktarını ayarlamalısınız.) Kapağını aralık bırakıp, lahanalar iyice yumuşayıncaya kadar pişirin.

Afiyet Olsun.

>Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin…..

Mehmet Coşkundeniz

>“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

Mükemmel Kadın Olmayın!

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.

Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir. Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.