ebruakin

Archive for the ‘Sağlık ve Diyet’ Category

>Bana mail ile ulaşan sevgili Esra Hanım, Çölyak Hastaları için çok önemli olan glutensiz yemek tariflerinin yer aldığı bir internet sitesi olduğunu belirtti ve sitesinin linkini bloğumda paylaşmamı istedi.

Bu hastalıktan muzdarip olan ailelere yardımcı olacağı düşüncesi ile kendisinin gönderdiği maili ve site adresini aşağıya kopyalıyor, tüm çölyak hastalığı olanlara kolaylıklar diliyorum…

Merhaba,
Öncelikle sizi tebrik ederim. Web siteniz çok güzel Özenle ve emek vererek hazırlamışsınız.
Ben 3 yaşında çölyaklı (gluten toleranssızlığı) bir çocuğun annesiyim. Dolayısı ile gluten içermeyen (buğday, arpa, çavdar ve yulaf unu veya ürünleri içermeyen) bir diyet uygulamak zorundayız. Diyeti yaklaşık 2 yıldır uyguluyoruz. Yemek yapmayı hep sevmişimdir ama glutensiz yemekler yaratmanın pek de sandığım kadar kolay olmadığını ilk glutensiz denemelerimde anladım. Sonra çok okudum, araştırdım, kurslara gittim ve birçok çölyaklı anne ile konuştum. Yurt dışında yaşadığımızdan kaynak ve yardım sıkıntısı pek çekmedim açıkçası.
Türkiye’ye tatile geldiğimizde sorunlar yaşamaya başladık. Bu konuyu bilen kişi sayısı son zamanlarda artmış olmasına rağmen o kadar az ki. Dolayısı ile kaynak yok, bilgi çok az. Glutensiz yemek tarifleri yok denecek kadar az. O zaman ben de bir web sitesi oluşturup bildiklerimi ve deneyimlerimi diğer çölyaklı ailelere aktarmak istedim. Bu konuda profesyonel değilim ama elimden geldiğince buradaki imkanlarımı kullanarak bu konuda mücadele eden kişilere yardım etmek istiyorum.
Web sitem; www.glutensizlezzetler.page.tl
Sizden ricam sitenizde bu imkanı duyurmanız. Ne kadar çok çölyaklı kişiye ulaşabilir ve biraz olsun faydamız dokunabilirse ne mutlu bize.
Simdiden herşey için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle,
Esra Turkmen
Glutensiz Lezzetler

>Mail ile gelen bir bilgi bu da arkadaşlar. Aklınızda olsun…

Kabak Çekirdeği

Kabak çekirdeği birçoğumuzun zevkle yediği bir kuruyemiş. Aslında yine bir çoğumuzun da bilmediği bir sağlık kaynağı.

Kabak çekirdeği ciddi bir bağırsak kurdu düşürücüdür. Tuzsuz tüketildiğinde çok hızlı ve etkili bir şekilde tenyanın dökülmesine neden olur. Bunun için çocuklarda 40g büyüklerde 100g tuzsuz kabak çekirdeği yeterlidir.

Kabak çekirdeğinin asıl mucizesi iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ile ilgili. Şu an kabak çekirdeğinin BPH’ı azalttığı hatta önlediği tıbben kanıtlanmış ve kabul görmüş durumda. Yine BPH’la bağlantılı ortaya çıkabilecek idrar yolları bozukluklarına da faydalı. Bu mekanizma phystosterin denen bir madde sayesinde oluyor.
Kabak çekirdeği karotenoid içeriyor. Yapılan araştırmalar karotenoidden zengin beslenen erkeklerin BPH riskinin düşük olduğunu gösteriyor.

Kalın bağırsak kanseri riskini azaltıyor. Ayrıca içerdiği E vitamini ile hücre zarının oxide olarak bozulmasını önlüyor. Sağlıklı hücreler kanserde önemli rol oynuyor. Yine E vitamini geç yaşlanmamızı ve yaşlılığımızı genç gibi geçirmemizi sağlıyor.
Lif içeriği de kanserle işlikli. Lifli gıdalar kabızlık sorununu ortadan kaldırıyor. Su tutup şişerek tokluk hissi veriyor. Bu sayede hem bağırsaklar normal çalışıp sıkıntı yaratmıyor hem de diet yapmış oluyorsunuz. Ama en önemlisi kabızlık önlenince antioksidan yani, kanser yapan maddeler bağırsaklarda daha az kalıyor bu da kanser riskini azaltıyor.

Kabak çekirdeği mineraller, esansiyel yağlar ve proteinler bakımından zengin. Ayrıca içinde kemikler ve iştah için önemli bir madde çinko var. Bir bardak kabak çekirdeği günlük çinko, demir ve E vitamini ihtiyacımızın tamamını, yarım bardak kabak çekirdeği ise günlük magnezyum ihtiyacımızın tamamını karşılıyor..
Omega 3 ve omega 6 içeriği beyin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor. Arjinin adlı amino asit sayesinde nitrit oksik oluşumu ile damarların esnemesi ile ereksiyon ve kalp problemlerinde kullanılma potansiyeli yüksek olduğundan bu alanla ilaç yapım çalışmaları sürüyor.

Fosfor içeriyor. Fosfor kemik oluşumuna yardımcı oluyor, böbrek fonksiyonlarını düzenliyor. Sağlıklı kemikler kemik kanseri riskinin azalması anlamına geliyor.
Özellikle erkeklerde belirli bir yaştan sonra ortaya çıkan kemik erimesini önlüyor yahut azaltıyor.

Doymamış yağ oranı yüksek olduğundan kandaki trigliseridi düşürüyor yani kolesterol sıkıntısının çözülmesine yardımcı oluyor. Yine bu mantıkla ve phystosterin maddesinin de yardımıyla damar kanserine iyi geliyor.

Sağlıklı günler.

>http://msnyasam.ekolay.net/index.asp?url=http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?pid=642&haberid=626348&reklam=msn

Sarımsak, pırasa ve soğan…Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır.

Değerli okuyucu, kuru soğan üzerine olan ilk çalışmalarıma seksenli yılların ortalarında başlamıştım. Aynı zamanda sarımsak ve pırasayı da inceliyordum. Çünkü üçü de aynı familyadandır. Topraktan henüz çıkmaya başlamış, bu üç bitkinin taze filizlerini kopartıp tadına baktığınızda damak tatları birbirinin aynıdır. Onları birbirlerinden ayırt etmek zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyaları ve tatları giderek belirgin şekilde farklılaşır.

Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır. Yetişkin dönemlerine gelindiğinde doğal antibiyotik güç, sarımsakta en fazladır. Soğanda bu güç orta derecede bulunurken, pırasada bu ölçü en minimum düzeyde kalır. Yetişkin soğanın ağrı kesici gücü ise maksimum düzeye çıkar. İleri tarihlerde sarımsak ve pırasanın içeriğinde saklı olan etkin özelliklerini ayrı başlıklar altında sizlere tanıtmaya çalışacağım.

Çünkü, aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı potansiyel bir güç oluşturabilmektedirler. Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir. Bu kısa girişten sonra bugünkü, sebzemize tekrar geri dönelim.

Onu doğrarken gözyaşlarını tutmak ne mümkün…

Gözlerden yaş gelmesine sebep olan yapısında kükürt bulunan propanthial-S-oksit maddesidir. Eğer soğanı doğrarken gözyaşı dökmek istemiyorsanız, ağzınıza bir lokma ekmek alıp çiğneyerek doğrayınız.

Kadınlar için…

Zaman zaman geçmişte araştırdığım bir bitkiye tekrar tekrar geri döner, yeni elde ettiğim deneyimlerimin ışığında onu tekrar araştırmaya başlarım. Kuru soğanın rahim ve yumurtalıklar üzerinde nedenli etkili olabildiğini fark ettim. Onu, 2009’un bitkisi olarak tanıtmayı düşünüyordum ki, yaşlılığa bağlı eklem kireçlenmesini ortadan kaldırıcı bitkiyi keşfettim. Bu nedenle 2008’in son aylarında kuru soğanın bu potansiyel gücünü erken açıklamayı daha uygun buldum.

Kuru soğan, Polikistik Over Sendromu (PCOS) yaşayan kadınların imdadına yetişen mükemmel bir destekleyici ve yardımcı tedavi imkânı sunmaktadır. Erken menopoza giren kadınların da imdadına yetişebilmektedir. Küçük ve orta çaplı miyomu olan kadınlar da kuru soğan küründen istifade edebilirler.

Polikistik over şikâyeti olanlar, büyük bir olasılıkla kürü uygulamaya başladıktan bir-iki gün sonra beyaz-sarı renkte bolca akıntı yaşamaya başlayabilirler. Uzun zamandan beri âdet (regl) görmüyorlar ise, âdet görmeye başlayabilirler. Aynı şekilde menopoza yeni girmiş kadınlar da tekrar düzenli adet görmeye başlayabilir. Rahim duvarı incelmesi olan kadınların rahim duvarlarının kalınlaşmasında da etkilidir. Kuru soğan sanki, kadınların rahim ve yumurtalıkları için yaratılmış bir sebze…

Endometrioma, rahimin içini döşeyen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistik yapı oluşturmasına denir. Bu kistin içi, kahverengi kıvamlı sıvı ile doludur bu nedenle çikolata kisti de denir. Hastalar hekimlerine kısırlık, sancılı veya ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı görme şikâyeti ile başvururlar. Başlangıç evresinde olan endometrioma tedavisinde de oldukça güçlü bir yardımcı tedavi imkânı sunar.

Erkekler için…

Yıllar önce kuru soğanı araştırırken prostatite (prostat içi iltihaplanma) bağlı ağrı çeken erkeklerin imdadına yetişebileceğini bulmuştum. Prostatite bağlı ağrı çeken bazı hastalar için uygun bir ağrı kesici bulmak da çok zordur. Bilinen hiçbir ağrı kesici onlara derman olmaz. Almanya’da “Medizin Forum-Prostatitis” sitesine yazı yazan bir prostatit hastası, prostatite bağlı sürekli ağrı çektiğini ve bu durumun kendisini intiharın eşiğine getirdiğini yazmıştı. Bu hastaya soğan kürünü uygulamasını önermiştim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra nasıl teşekkür ettiğini hâlâ unutamam.

Günün kürü -1

‘Polykistik over’e, erken menopoza ve miyomlara karşı

İki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız. Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverengi ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir. Bu küre onbeş gün devam edilir ve kür sonlandırılır.
Dikkat: Kırmızı veya mor soğan amaca uygun değildir. Uygulanacak olan soğan kürünün taze hazırlanması ve ılık olarak içilmesi şarttır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.

Günün kürü -2

‘Prostatit’e bağlı şiddetli ağrılara karşı
Bir hafta boyunca her gün iki öğün, sabah ve akşam ikişer adet orta boy kuru soğan preslenip yarım dilim ekmekle beraber tüketilir. Presleme esnasında çıkan soğanın suyunu ziyan etmeyiniz ve de kesinlikle tuzlamayınız. Soğanı presleme imkânı bulamıyorsanız, ağızda uzun uzun çiğneyerek beraberinde yarım dilim ekmekle beraber tüketebilirsiniz. Katı meyve sıkacakları, soğan suyunu çıkarmak için de mükemmel bir çözümdür. Kuru soğanın suda veya ateşte pişirilmeden çiğ olarak tüketilmesi gerekir.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu

>Bu gece Okan Bayülgen’in programına katılan Prof.Dr.Kenan Demirkol’un bir röportajını sevgili Zuhal Yalçın‘ın bloğunda okumuştum.

Son yıllarda sağlığımız üzerinde oynandığını duyduğumuz tüm oyunlar gibi bu bilgiler de insanın kanını donduracak cinsten. İlk olarak Prof.Dr.Erkan Topuz’un dediklerine inanamamıştım, sonra arkası geldi ve ne yiyeceğime, oğluma ne yedireceğime şaşırmış durumdayım. Bir ara isyan etmiştim. Benim sağlığımı korumak, bu konuda üreticileri denetlemek, zararlı şeyleri yasaklamak, bizi yönetenlerin işi değil mi? Neden ben herşeyi araştırmak zorundayım? Neden pek çok yakınımı kanserden kaybediyorum?

Duyduklarımın komplo teorisi olmasını ne kadar istediğimi bilemezsiniz. Ama zaman hep uyaranları haklı çıkarıyor.

Ne uğruna, nelerin savunulduğunun en somut örneğini “margarin” reklamında görmüştüm. Profesör, iki beslenme uzmanı, eski türkiye güzeli çıkmış, nerdeyse margarinin şifa olduğunu anlatıyorlar. Onlara en güzel cevabı yine ‘Babam Yarı Ömrünü Margarine Hediye Etti! diyen Prof.Dr.Kenan Demirkol vermiş. Aktüel’deki konu ile ilgili yazının bir kısmına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Şu anda mecliste komisyonda görüşüldüğü söylenen, genetiği değiştirilmiş organizmaların ülkemizde rahatça kullanılmasını sağlayacak yasa tasarısı da meclise gelir ve kabul edilirse artık nereye kaçmamız lazım bilemiyorum. Sadece el insaf demek istiyorum…

Zuhal Hanım‘ın bloğundaki yazıyı lütfen okuyun.

Ayrıca GDO’ya Hayır Platformu’nun sitesinde de konu ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
http://www.gdoyahayir.org/

>


Bu fotoğrafını gördüğünüz kavanozun içinde birkaç çeşit yağın karışımı var.

Beyoğlu Balık Pazarı’ndaki aktarlardan birine saç maskesi malzemeleri almak için gittiğimde, aktarın tavsiyesi üzerine aldım.

Boyadan yıpranmış saçlarıma çok iyi geldiğini söylemeliyim. Sizin de yolunuz düşerse bir deneyin.

İçeriğini bilmediğimden bu yağın tarifini veremiyorum size ama yaklaşık 10 yıldır kullandığım ve çok faydasını gördüğüm başka bir karışımdan bahsedeceğim.

Bu karışımı o zamanki kuaförüm önermişti. Mevsimsel saç dökülmelerim ve kuru saçlarıma ilaç gibi gelmişti. Ogün bugündür de her saç problemi hissettiğimde uygularım. (Geçenlerde de Ender Saraç’ın programında buna benzer bir maske önerdiğini duydum.)

Malzemeler:
Yarım çay bardağı susam yağı
Yarım çay bardağı badem yağı
1 çay bardağı halis zeytinyağı
1 yumurta sarısı
1 ampul bepanthene iğne
1 ampul evigen iğne (e vitamini)
1 ampul bemix iğne (Bemix saçlarınızın 1 hafta kadar kötü kokmasına neden oluyor. İsterseniz kullanmayabilirsiniz.)

Uygulanışı:
-İğne ampullerini kırıp bir tabağa boşaltın. Yağları ve yumurta sarısını ekleyip, iyice karıştırın.
-Karışımı, saçlarınızın köklerinden başlayarak, masajla tüm saçlarınıza yedirin.
-Saçlarınızı önce bir bone veya naylon torba, sonra da havlu ile sarın. (Boneden yağları çıkarmak çok zor oluyor, o yüzden naylon torbayı tercih edin derim.)
-Bu şekilde 45 dakika bekleyip, sürenin sonunda saçlarınızı yıkayın.

>
Doğal olana hep ilgim vardır ama şampuan ve duş jellerinin kanserojen olduğunu bilmediğimden rahatlıkla kullanıyordum.

Ta ki Prof.Dr. Erkan Topuz’un bu konudaki uyarılarını duyana kadar.

Bir süre marketlerde bulabildiğim zeytinyağlı sabunları kullandım ama çok da içime sinmiyorlardı.

Bir komşumun önerisiyle Defne Sabunları ile tanıştım ve ne kadar memnun kaldığımı anlatamam. Bu sabun sayesinde cildim hiç olmadığı kadar yumuşak ve nemli oldu.

Bana tavsiye eden arkadaşım hamileydi ve mantar problemi vardı. Hamileliği nedeniyle ilaç da kullanamıyordu. Bu rahatsızlığını bile bu sabunla çözdüğünü söyledi.

Zeytinyağlı Defne sabunları antiseptik ve antibakteriyel özellikleri sayesinde, vücut temizliğinizden, ev temizliğinize kadar pek çok alanda kullanılabiliyorlar.

Doğal yöntemlerle yapıldığına inandığınız yerler bulduğunuzda, bu sabunları mutlaka denemenizi tavsiye ederim.

Mısır Çarşısı’nda 1 adedini 4 ytl’ye gördüm, ama ben komşumdan 1,50 ytl’ye satın alıyorum. Şampuan ve duş jeli fiyatlarını düşünürseniz çok komik bir ücret gerçekten, hem de çok çok daha sağlıklı.

Fotoğraflarda gördüğünüz Gül İz El Yapımı Defne Sabunlarını komşum Antakya’dan getirtiyor.

Eğer doğal olduğuna emin olduğunuz sabun alabileceğiniz bir yer bilmiyorsanız, sevgili İşitme Kaybı Delfina arkadaşımın babasının yaptığı Zeytinyağlı Sabunlar’dan sipariş edebilirsiniz. Zeytinyağlı Defne Sabunu değiller ama eminim onun kadar faydalıdırlar. Alanların yorumlarından çok memnun olduklarını okudum. Benim Defne Sabunları stoğum bittiğinde ilk iş bu sabunlardan alacağım.

Bunun için tsabun@gmail.com adresine mail atabilir, Delfina‘cığımın

http://isitmekaybi.blogspot.com/2008/08/zeytinya-sabunu-tsabun.html

http://zeytinbereketi.blogspot.com/

bloglarını ziyaret edebilirsiniz.

Bu fotoğraftakiler de Delfina‘cığımın Babası’nın yaptığı sabunlar…